31 Ekim 2018 Çarşamba

Vuslat

 


 Değil yirmi dokuz harfin, yirmi dokuz milyon harfi yan yana getirince belki manasındaki bir harfin noktası ancak olabilecek kelime

Ardınca gidenlerin sadece "Bir daha dönülemeyecek olan şu dakikayı, altmış saniyede koşarak" yetişeceği bir meçhule giden gemi:

Yeri gelir Ayaz’ın sadakatinde gizlenir, yeri gelir Ferhad’ın kazmasından kaçar gider... Bir bakarsınız delikanlılığın kitabını yazmış Kays’ı “mecnun” eder, bir de bakarsınız Mansur kanını mürekkep ederek  yazdığı  iki hece oluvermiş. Her devirde nice civanları  peşinde koşturan büyülü bir hedef:

"VUSLAT"

Çok yaralar var merhem urulmaz
Sabret,vuslat zamanı burulmaz
**
Sahip çık gönlüne, dikkat eyle
 Daha böyle bir pazar kurulmaz
**
İşin hakkın ver,kulağın da aç
“Herkes Mansur’la yere vurulmaz”
*
Sen sadık ol hem eyleme tasa
Mâşuk'un beklemeden yorulmaz
*
Kargaşa da olsa Hak ile çöz ,
Hâli Hak olana,hâli sorulmaz
*
Verme gönlün HÂKÎ fânilere
Bir güzel gayri, burda durulmaz



"sevgilinin evinin duvarlarını sevmek..." i.g.

24 Ekim 2018 Çarşamba

Sabır

Bugün de dışarıdayım yine her zamanki gibi gökyüzünü izliyorum. Uzun süredir, parıldayan ayla karşılaşmıyordum. Gerek bulutlar olsun, gerek ayın "yeni" evresi, erken planladığımız buluşmamıza mani olmuştu.

İtiraf ediyorum, son karşılaşmamızdan beri birkaç şey değişti:
Yokluğunda, sıfatlarını bir başkasına yükleme algısına düştüm. Bilemiyorum, hata mı ettim...

Sorarsan, pişman da değilim...Ne zaman pişman oldum ki zaten?
Pişmanlığın lugatımda yeri olduğunu da pek sanmıyorum.
İddialı bir laf daha...

Umarım yakın zamanda bu duygunun da pençesine düşmem... Ruhumun iyiliği için mücadele ettiğim onca duygu varken aralarına bir yenisinin daha eklenmesini istemiyorum. Hangi duygum diğerine galip gelecek fazlasıyla merak ediyorum, bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum... Ne de olsa sadece Zaman'a yakınacağımı söylemiştim dertlerimi. Doğru zamanın gelmesini bekliyorum.

Ben mi ona giderim o mu bana gelir çok da tahayyül edemiyorum. Ne kadar daha sürecek bu bekleyiş onu da bilemiyorum, o kadar atıp tutmama rağmen beni benden iyi bilemediğime göre gerçekte neyi biliyorum?

"Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir" demişti Sokrates şuan hak veriyorum, bir de matematik diye bir gerçek var ona soruyorum, "Sayı bölü sonsuz sıfır eder." diyor doğruluyorum. Gerçi bilgi sayılabilir bir şey mi onu da bilemiyorum. Uzun lafın kısası: "Bilemiyorum Altan, bilemiyorum..."