7 Aralık 2018 Cuma

Nesin?

Kondun yine yürek içine, mihmân mısın?
Yıktı yerimden selin, benden yamân mısın?
**
Yaralar sardı dört bir yanım Eyyûb gibi
Şifa getiren sen, Câlinüs Lokmân mısın?
**
Alkıştan avucu patlar kim görse de seni
Kaftan kâfa hükmeden Sultan Süleymân mısın?
**
Çok civana elif çektirmiş saçın teli
Namı bela, gözü elâ, kaşı kemân mısın?
**
Adınla ortaya attı yüz bin velvele
Koca Timurlenk'den gelen fermân mısın?
**
Giymişken vücud elbisesini bu HÂKİ
Peşinden perişan eyledin,pişmân mısın?




Mihmân:gizli
Câlinus: Ünlü Grek doktor,filozof(Galenos MS.200)


Elif çekmek:göğüste oklarla, kılıçlarla açılan yaraları, yürek acılarını ifade etmek için kullanılan bir deyim

30 Kasım 2018 Cuma

İvme

Düşüncelerim fazlasıyla derinleşmeye başladı. Yolumu kaybetmem pek olası değil o yönden endişeniz olmasın çünkü yolumu aydınlatan ışık fazlasıyla güçlü.

Nasıl tarif edebilirim size şöyle söyleyeyim: Öğle vakti, düz bir alandasınız, kapattınız gözlerinizi, sizi ısıtan ve her ne kadar kapalı da olsa gözlerinizi aydınlatan bir ışık görüyorsunuz, oraya doğru gitmek çok da zor olmasa gerek değil mi? Şu aralar gözlüklerim yanımda değil yine de ilerlemeye devam ediyorum.En büyük sorunum...

Bir bahane gibi olmasın ama bazen durup sırtımı veriyorum güneşe dinleneyim diye, birileri çıkıp acımasızca vuruyor göğsüme. Geri geri de olsa ilerlemiş oluyorum doğru istikamete.

Biraz dinlenmeye ihtiyacım var orası belli ama bunu nasıl yapabilirim bilemiyorum. Şuanlık çareyi zihni meşgul etmekte buluyorum. Daha önce de dediğim gibi aklı meşgul eden yerdedir ilgi. Biraz fazla yüklendiler üzerime, panzehirim artık fayda etmiyor gibi. Şikayet ediyorum sanmayın sakın... Halimden memnunum ama, garip tepkiler vermeye başladı vücudum.

Parçalanmaya başlayacağımdan korkuyorum, uzun bir süredir de kaçınılmaz sonumu ertelediğimi düşünüyorum. Kendimi korumak için zihnimin son silahını kullanmasına izin vermek istemiyorum.

Biraz fazla ivmelendim, şimdi kim yavaşlatacak beni? Yolun sonuna az kaldı ama hala zamanım var... Tekrar ince çizginin üzerindeyim. Ya parçalanacağım ya da güneşin sıcağında erimeye razı olacağım.

Bir de imkansız gözüyle baktığım bir ihtimal var: Arkamdan tutup ters ivme yaratacak tanıyamadığım birisi...

29 Kasım 2018 Perşembe

Duygu

Soğuk bir sonbahar gecesi daha... Dün yapraklar dallarında keyifliydi oysa bugün hepsi yerlere saçılmış, sapsarı... Yağmurun altında sokaklarda koşuşturuyorum, gören sormaya tenezzül etmiyor, bu kadar acele neden diye? Neden sorsun ki?
Bakıyorum onlar benden de tez halletmek istiyor işlerini!

"Var olduğunu zannettiğin mahlukat aynı yasa ve kadere bağlı" dedi bilir kişi...
Demek yine niyetliydin konuşturmaya beni! Ne kadar rahat ver desem de içten içe seviyorum kesinliğini. Ne de olsa duygularıma ulaşıyor sesinin tüm keskinliği. Sezilerim ve sesin bileyliyor tüm benliğimi...

Korkma duygularının keskinliğinden, sadece duygular verebilir aradığın heyecanı. Bırak artık durağanlığın peşini, heyecanın bildirecektir sana hayatının amacını.
Ne için utanıyorsun duygularından? Oysaki pek insanca duyguların...

Söylenmeyi sevenler senin kadar cesur mu? Dön, bir bak kalplerine! Pas ve kir, mühür olmuş benliklerine. Unutma! Yalnız korkaklar alay eder duyguların derinliğiyle. Onlar kahkahalarla gizleyecektir bu korkaklığı. Gördüysen öyle birini, bırakma peşini!
Tüm içtenliğinle yüzüne tükür farkındalığının acı tebessümünü. Belki o zaman anlayabilir duygularındaki o yıpratıcı gücü.

Şimdi devam et yoluna yalnız başına. Unutma! Sadece kendin ulaşabilirsin soruların doğru cevabına. Bir de yol göstericiler çıkacak şimdi karşına. Kılavuzunu tutarlı seçtiysen ne mutlu sana!
Çelişkilere gönül vermiş isen aklına getirme ağlamayı, çünkü bitmek tükenmek bilmez bahanelerinin ardı... Unutma! Bir gün tekrar çıkacak karşına duygularının heyecanı...

Peki ya o zaman cesaret edebilecek misin kendini yeni rüzgarlara teslim etmeye?

27 Kasım 2018 Salı

Bilinç

Yine bir sonbahar akşamından selam veriyorum sizlere. Bakıyorum ki tavanı gökyüzü olan mağaram her zamankinden daha düşünceli... Dert ortağımın yanında sessizliği korumak mümkündü sanki?

Derin düşüncelerine izinsiz daldım, görüyorum ki ehlileştirilmemiş insanlar sarmış dört bir yanını... Bizimkisi, her birinden epey şikayetçi... Bağırıyor etrafına seslice:

"Varamamış bilincinin değerine, vuramamış kamçıyı dürtülerine!
Oysa sadece dünyalarda bulunan bilinç verilmiş her bir bireyin kendisine.
Görmüyor musun çevrendeki yegane bilinci?
Daha önce rastlamamış gibi çevirme yüzünü ötelere.
Sakın ola inkar etme!
Sen de gördün düzensizlikler içerisindeki düzeni.
Unutma! Ağzından çıkan kelimeler belirleyecek kaderini.
Ne kadar iddialı olursan kadere o kadar fazla imtihan edecektir seni..."

Herkes meydan okumayı seçti kadere...
Üstün insan nasıl yedirebilirdi ki kendine teslimiyeti?
Soran bilmiyordu cevabın sorudaki gizliliğini...
Sahibine geri verebilirse insan kirlettiği bedenini, o zaman çıkmaya başlayacaktı üst insan olmanın merdivenlerini.

Unutma! Bundan sonra düşüneceğin kelimeler belirleyecek kaderini. Rıza göster! Sadece öğrenmeyi bil kendi yerini. Belki o zaman anlayabilirsin merdivenlerin sonundaki yalnız bilinci...

22 Kasım 2018 Perşembe

Meczup

Bir takım cevaplara ulaşabilmek için her zaman doğru soruları sormak gerek. Soruları sorarken neyi aradığımızı iyi bilmeliyiz. Mantık doğruyu yanlışı arar. Estetik ise güzelle çirkini... Bakıyorum mutluluğu arıyorsunuz en tepelerde, sormaya başlıyorum öyle ise sizlere...

Neden utanıyorsun acizliğinden? Gurur duy acziyetinle, sadece aciz insan çıkabilir yükseklere... Zorlanıyorsun biliyorum, yukarılara tırmanırken her tökezlediğinde, samimiyetin kaldırsın seni bulunduğun yere... Samimiyetin de zedelenecek biliyorum, tekrar düşeceksin başladığın yere, bu sefer de teslim ol, seni savuran rüzgarların gücüne. Unutma! Sadece aciz insan çıkabilir göklere. Bir tüy kadar hafifleyebildiğinde, çıkaracak o sert rüzgar seni en tepeye...

Sonunda en tepedesin, başından beri olmak istediğin yerde. Mutluluğu buldum diyorsun ama yalnızsın zirvede. Bir umutla bağırıyorsun seslice, ama nafile... Sesini duyacak kimse ulaşamamış yükseklere. Bir başına kalmışsın... Çaresizce zıplıyorsun güneşin kendisine, belki gölgem ulaşır diyorsun en diptekilere...

Bilmiyorsun ama öğreneceksin, artık sadece aciz insanlar duyabilecek sesini... Halinden memnun isen, sen çok çok öncelerden giymişsin deli gömleğini. Yalnızlık tatmin etmediyse kendini, dön "Benliğine" geri, tüm şefkatinle temsil et insanlara gerçeği. Belki o zaman bulacaksın yanında yeni birilerini...

21 Kasım 2018 Çarşamba

İmdat




Gör bak hâlim, pek garip hülyâya düştüm gel yetiş 
Her biri  binden beter sevdâya düştüm gel yetiş 
--
Çok yemiştik bu felekten; bir de şimdi sillesin 
Düşmenimle  amansız kavgâya düştüm gel yetiş 
--
İşlerim benden kâzip, olmuşam bir garip meczup
Dediler olasın câzip, acib davâya düştüm gel yetiş 
--
Elde mızrap, görünenler hep olmuş serap 
Yüzyıldır her yer harap sahrâya düştüm, gel yetiş 
--
Kalmamışken avucumda bir tek damlacık su 
Düz giderken koskoca deryâya düştüm gel yetiş 
--
İster iken ben en yüce makamların hepsini  
Kaydı bilek, bulandı gözler; gayyâya düştüm gel yetiş 
--
HÂKİYEM yârin tozunda, kalmışım düşman kozunda 
Mecâz tattım dozunda, yalan Leylâ'ya düştüm gel yetiş

*
*
kâzip:yalancı
gayyâ:İçine düşenin kolay kurtulamıyacağı korkunç yer.(Cehennemde)

20 Kasım 2018 Salı

Şefkat

Uzun zamandır evimin bahçesinde huzurla ve güvenle oturmuyordum. İnsanlarla ve dünya ile uğraşmaktan kendime zaman ayırmaya pek fırsatım kalmamıştı. Keyfim yerindeydi. Gökyüzüne bakacak olursak bulutlar ayın tek bir ışık hüzmesini bile geçirmiyordu. Ayı hiç bu kadar yukarıda görmemiştim. Açıkçası önceleri bu kadar yükselişi umurumda bile değildi. Ne de olsa kafamızı meşgul eden yerdedir ilgi...

Havalar eskisi gibi sıcak değil lakin bakacak olursak var olan soğuk o kadar da üşütmüyor beni, belki de gecenin sessizliği ısıtıyor benliğimi.

Kimileri meczup dedi kendi içimdeki yok oluşuma, kimileri de yoktan var oluşumu görüp  "belirdi" dedi sonunda

Puslu bir kış gecesi yalnızlığa gömülene kendini ısıtma çabasından yoruldu dedi bilir kişi. Gölgelerinin ardında gizli binleri göremedi. Ne kendisi ne de onun düşlediği...

Görmeyi yeniden öğrenmeliydi hakikatin temelini. Bir kere şefkat nazarıyla bakabildimi etrafına, ne nefret bıraktı ardında ne de kin besledi düşmanlarına.

Varlığın sebebine gönül verebilmişti en sonunda; çekildi mağarasına bir başına. Gölgesiyle konuştu bağıra çağıra. Çünkü seviyordu gölgesini, ışık var olduğu müddetçe de terketmeyecekti peşini, yokluğunda ise sarıp sarmalayacaktı sevdiği bedenini.

Nihayet "Bir" olacaktı başkası sandığıyla...

7 Kasım 2018 Çarşamba

Sonbahar

Gökyüzünü seyir eylediğim günlerden birisi daha... Ay uzun zamandan beri parlatmıyor gecelerimi, gökyüzü her zamankinden daha karanlık, ama bir o kadar da huzurlu...

Yıldızların ne kadar güçlü ve parlak olduğu önemli mi? 
Her ikisine de aynı mesafelerden bakabilsek, haddimizi aşanın bizi yok etmesi an meselesi değil mi?

Kimisi milyarlarca ışık yılı ötemde bana göz kırpıyor kimisi de yüzünün diğer tarafını her daim gizli tutuyor. Birisi gecelerimi aydınlatıyor, diğerinin üyelerinden birisi ise gündüzlerimi oluşturuyor. Birisi sistemlerin temeli, diğeri ise küçük dünyaların kölesi.

Hangimiz görüyoruz ki birbirimizin arasındaki gizli çekimi?

Dönüp duruyoruz, birbirimizin etrafında, ilk bakışta pek umarsız pek amaçsız gözüküyor, beraber epey vakit geçiriyoruz, darılıyoruz, uzaklaşıyoruz devamında ise özlüyoruz, geri dönmek için hızlanıyoruz, vaktimiz bitinceye kadar da bu döngüyü hiç kırmıyoruz.

Peki ya ne için ders çıkarmıyoruz?

Bilemiyorum, belki bir dahaki sefer bir mızrak ötemde iken durdururum o bozuk saati...

31 Ekim 2018 Çarşamba

Vuslat

 


 Değil yirmi dokuz harfin, yirmi dokuz milyon harfi yan yana getirince belki manasındaki bir harfin noktası ancak olabilecek kelime

Ardınca gidenlerin sadece "Bir daha dönülemeyecek olan şu dakikayı, altmış saniyede koşarak" yetişeceği bir meçhule giden gemi:

Yeri gelir Ayaz’ın sadakatinde gizlenir, yeri gelir Ferhad’ın kazmasından kaçar gider... Bir bakarsınız delikanlılığın kitabını yazmış Kays’ı “mecnun” eder, bir de bakarsınız Mansur kanını mürekkep ederek  yazdığı  iki hece oluvermiş. Her devirde nice civanları  peşinde koşturan büyülü bir hedef:

"VUSLAT"

Çok yaralar var merhem urulmaz
Sabret,vuslat zamanı burulmaz
**
Sahip çık gönlüne, dikkat eyle
 Daha böyle bir pazar kurulmaz
**
İşin hakkın ver,kulağın da aç
“Herkes Mansur’la yere vurulmaz”
*
Sen sadık ol hem eyleme tasa
Mâşuk'un beklemeden yorulmaz
*
Kargaşa da olsa Hak ile çöz ,
Hâli Hak olana,hâli sorulmaz
*
Verme gönlün HÂKÎ fânilere
Bir güzel gayri, burda durulmaz



"sevgilinin evinin duvarlarını sevmek..." i.g.

24 Ekim 2018 Çarşamba

Sabır

Bugün de dışarıdayım yine her zamanki gibi gökyüzünü izliyorum. Uzun süredir, parıldayan ayla karşılaşmıyordum. Gerek bulutlar olsun, gerek ayın "yeni" evresi, erken planladığımız buluşmamıza mani olmuştu.

İtiraf ediyorum, son karşılaşmamızdan beri birkaç şey değişti:
Yokluğunda, sıfatlarını bir başkasına yükleme algısına düştüm. Bilemiyorum, hata mı ettim...

Sorarsan, pişman da değilim...Ne zaman pişman oldum ki zaten?
Pişmanlığın lugatımda yeri olduğunu da pek sanmıyorum.
İddialı bir laf daha...

Umarım yakın zamanda bu duygunun da pençesine düşmem... Ruhumun iyiliği için mücadele ettiğim onca duygu varken aralarına bir yenisinin daha eklenmesini istemiyorum. Hangi duygum diğerine galip gelecek fazlasıyla merak ediyorum, bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum... Ne de olsa sadece Zaman'a yakınacağımı söylemiştim dertlerimi. Doğru zamanın gelmesini bekliyorum.

Ben mi ona giderim o mu bana gelir çok da tahayyül edemiyorum. Ne kadar daha sürecek bu bekleyiş onu da bilemiyorum, o kadar atıp tutmama rağmen beni benden iyi bilemediğime göre gerçekte neyi biliyorum?

"Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir" demişti Sokrates şuan hak veriyorum, bir de matematik diye bir gerçek var ona soruyorum, "Sayı bölü sonsuz sıfır eder." diyor doğruluyorum. Gerçi bilgi sayılabilir bir şey mi onu da bilemiyorum. Uzun lafın kısası: "Bilemiyorum Altan, bilemiyorum..."

22 Eylül 2018 Cumartesi

Günümüzdeki "hoca" müsveddelerine


Bana ölüler gerek hem de en ulu
Dirisi daha ölgün hem kulun kulu
Yalan dolan hizmeti,parası pulu
Söyleyin bu gerçek ne taraftadır
**
Yoldan çıkıp hep yolsuzluk yapanlar
"Tevhid"deyip nefislerine tapanlar
Donatmış her yeri peynirli kapanlar
Söyleyin bu gerçek ne taraftadır 
**
Hak kelamı söyledim diyen sen hoca
Dinlemem seni olsa da yaşın koca
Menfaatinden, parayı ettiler boca
Söyleyin bu gerçek ne taraftadır 
**
Yokla kendin olsan da Melîk-i Sebe
Dikkat et ki buna derler muhasebe
Kardeşim biter sanma bu ebe sobe
Söyleyin bu gerçek ne taraftadır 
**
Kârını buradan alır gerçekten alan
Dinleyin bu HÂKİ'yi,sanmayın yalan
İman görün gerçeği, gerisi talan
Söyleyin bu gerçek ne taraftadır

18 Eylül 2018 Salı

Leyla

Şeyh Galib'e ithafen 

Bizler öyle bir Leyla'ya vermişiz ki gönül
İstemez gayrısıdan ne bir ses ne bir seda
Feryadımızı demeye kalkarsa da bülbül
Dilsiz kalır hem sağır,gider bin türlü eda
**
Söner güneş,görse derdimin bir tanesini
Yıkar geçer Sultan Süleyman tüm hanesini
Unutur dünya, Aslı Kerem efsanesini
Öyle ki dinleyen sonuna getirmez veda
**
Şu özdeki âteşi, yanmayanlar ne bilsin
Halk-ı âlem yazsın sözleri hemen silsin
O güzel ismi diyen ki, ebedî dirilsin
Yolunda bütün vârını eylese de feda
**
Bilseydi perdeyi Yakup,bekler miydi Yusuf?
Gerçek yârı bil,sevdiklerin ona mevsuf
Aşk ile bak kardeşim,yoksa bitmez bu küsuf
Aç da bir bak ondan başka yoktur böyle beda
**
Aşk imiş varlığın hakikatindeki maden
Görülen yalnız kafesmiş diğer adı beden
Bir yüce sultan varmış yolu geçer gönülden
Kemter HÂKÎ ancak o sultana olsun gedâ


Mevsuf:Sıfatlandırılmış
Küsuf:Güneş Tutulması
Bedâ: Hayret verici üstünlük
Gedâ:Dilenci

20 Temmuz 2018 Cuma

Umut

Gece vakti... Dışarıdayım. Bugün gökyüzü her zamankinden daha aydınlık. Uzağı görebilmek için gözlerimi kısmama gerek yok. Görüşümün ötesi düzlük, ufuk çizgisini ufak tepecikler kesiyor.

Uzun süren seyrimle gökyüzündeki değişimleri hemen fark ediyorum.
Teyit etmek için bir daha bakıyorum, zifiri karanlığın ötesindeki aydınlığa...

Bir arayışın belirtisi mi acaba eylemim?
Neyi arıyorum süslenen yıldızlı gecede?
Peki ya, neyi bulmayı umut ediyorum?
Umut?
Her açılışında bana rahatsızlık veren paslı ve gıcırtılı o kapının sebebi olan duygudan mı bahsediyoruz?

Ben de bir zamanlar düştüm o duygunun tuzağına,
Ne de olsa güvenilene hazırlıksız yakalanmak da insanca, pek insanca...
Hangimiz dayanabileceğimiz bir sırt istemedik ki bu güvensiz dünyada?
Belki de doğru soruları sormalıydık bu zalim hayata...
Dayanabilecek bir sırt olabilmiş miydik ki başkalarına?
Öyle ise bir görmeli iki göz, söz konusu umutsa!


Pek tabii, güvende aradığımız umut en imkansızıdır, ne de olsa yaşanılması güç dünyada bencil yaratıldık. Başkalarına umut vaat ederken bile en derinde eylemlerimize sebep bizdik çünkü umut olmayı seviyoruz, tatmin olunca da yüzüstü bırakmaktan çekinmiyoruz.

"Peki ya Empati çürütmüyor mu dediklerini?" dedi bilir kişi..
Ne, Empati mi?
Güldürmeyin beni...
Bencilliğin en büyük gizidir, onun masum maskesi.
Neredeyse inandıracaktı beni,
Bir başkası için kendini feda ettiğini!
Peki ya geleceğe dair beslediğim umutlara ne demeli,
Onlarda yüzüstü bırakmıyor mu beni?
Bırak artık bahaneler üretmeyi! 
En kötüye hazırla kendini ! 
Sonunda göreceksin umudun arkasındaki bencilliği... 


3 Temmuz 2018 Salı

Kibir

Yatağımda yatıyorum, pencerem açık, hava nemli, çalışan vantilatör devrini her tamamlayışında esinti veriyor. Rüzgar yüzüme esiyor, nedense bir daha ki sefer epey uzun sürdü. Motor hala çalışıyor...

Yine derin düşüncelere daldım. Soruyorum kendi kendime:
Gerçekten de en mükemmel doğru sadece benim sahip olduğum mu?
Nedeni ne fikirleri yanlış bulmanın yada eksik bulmanın?
Acziyetimizi niçin fark edemedik düşünürken?
Neden sürekli saçma yada yalan dedik?
İhtimali yok muydu gerçekten mantığımıza ters düşenin gerçekliği?

Mantık bir test yöntemiydi kibrimiz için. Var olan doğruyu sorgulayabilmemiz için tek şansımızdı. Bunun sonucu olarak sorgulayamadığımız her şeyi reddetme kararı aldık, istemiyorduk varlığını kontrol edemediğimizi. Mutlak doğruyu canla başla aradık.

Bu süreçte içimizde bitmeyen bir merak ateşledi bizi.
İlerledik belki de ilerlediğimizi sandık gerçekten de ilerliyor muyduk yoksa bir daire etrafında dönüp duruyor muyduk?

Daire etrafında dönmek de hoş geldi şimdi bir bakınca...Aynı yerden iki kere geçmek kimine göre zaman kaybı olsa da, kimi ne göre de bir fırsattı geçmişi tahrif etmek için.

Bir şeylere adımızı yazdırma arzumuz giderek artıyordu, demek geçmişi değiştirmeye karar verdik şimdi de. Küstahlık ettik... Zamana yalvarmayı bırakıp, zaman'ın kendisi olmayı denedik... Bu amaç uğruna da bizim olmayanı dahi feda ettik.

Peki ya sonuç neydi?..
Meydan okuyan insan bu savaştan da galip çıkabilecek miydi sizce?

Savaş mı?
Bu kadar katı olmak gerçekten gerekli miydi?

Seçenekleri bire indirmek, kibrimizin tuzağıydı diğer alternatifleri unutturdu bize. Samimiyetimizi kaybedeli epey zaman geçmişti... Vazgeçmeyecektik, yaratılış gereği nankördük, barışı seçip dost olmayacaktık Zaman'la...

Durağanlık

Perdeler güneşin salona vuran ışığını engellemiyordu, kanepede otururken sadece etrafı izliyordum. Halının spiral desenleri ilgimi çekmişti. Bakmaya devam ettikçe görüşüm bulanıklaşıyordu. Yavaş yavaş benliğimi kaybediyordum. Olan biteni kabullenip, bu süreçte sadece izlemeye karar verdim.

Açıkçası hiçbir şey olmuyordu etrafımda etraf her zamankinden daha sessiz daha durgun...
"Gerçekten de doğru yerde miyim?" diye sormuyordum kendime, nerede olduğum umurumda değildi o zamanlar, çocukluğumdan yazıyorum anlayın işte...

Şimdi, "O" ana gidiyorum:

 Zaman durdu. Etrafımdaki değişken tek şey düşüncelerim. Gitgide yukarı doğru çekiliyorum, biraz düşündüm de dışarı demek daha doğru olur. Artık görüşümün dışındayım. Gelecek hakkında düşünmeyi kenara bırakalım, hareket etmek bile zor geliyor şuan için. Nefes almayı unutuyorum...

Nefes almak mı? Ne zamandan beri farkındayım verdiğim nefesin?
İnsanların varlığını bilmek bile zor gelmeye başladı. Geçmişim gözümün önünden geçiyor; Soruyorum: "Bu kadar insan bütün uğraşlara rağmen nasıl sürdürebiliyor hayatını?"

İyi ki tüm bunlara katlanmak zorunda deği... Dur bir dakika, o insanlardan birisi de...
Neler oluyor bana? Ellerim hareket ediyor... Ellerim mi?
Benim ellerim var ve hareket ediyorlar! Gerçekten bütün bu olanlara ve olacaklara katlanmak zorunda mıyım ben!..

Neyse, demin ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim bile yok. Şuan emin olduğum tek şey yaşamakta olduğum, oysa her şeyi bırakıp gitmek bir an için hoş gelmişti...

Devam mı ediyoruz?
Peki...

"Ellerimi açıp kapadım, ayağa kalktım perdeyi açmak üzere pencereye doğru yöneldim. İnsanlar yine oldukları gibiydiler, peki ya gökyüzü ne demeli ne kadar da güzeldi! Bulutlara bakmaya başlamıştım, o zamanlar rüzgarın bulutları savurduğunu düşünemiyordum, "Dünya dönüyor!" diyordum kendime...

29 Haziran 2018 Cuma

Endişe

Bugün aynaya baktığımda her zamankinden daha mutlu bir insan gördüm. Yüzünde geçmişe dair hiçbir pişmanlığı olmayan, kendi varlığını bütünüyle kabul etmiş birisiyle karşılaştım.

Mutluluğum her zamanki gibi çok uzun sürmedi. Birden yüzüm düştü, bir sorun vardı. Derin düşüncelere daldım.

Pişmanlığı olmayan birisi için tüm sorunlar bitmiş miydi?
Durdum, biraz daha düşündüm...

Beni endişelendiren gerçekten de neydi? Cevabı aynaya bakarken buldum: "Geleceğe dair kaygılarım ve anın gerginliğinde kayboluşum..." Sorunun varlığının artık farkındaydım.

Peki ya nasıl bırakabilirdim bu kaygıyı, nasıl memnun bir hayat yaşayabilirdim?
Söylendim kendi kendime: "Benim bir sınırım var; yapacaklarım kısıtlı, hayatın bana sunduğu imkanlar kısıtlı ve bu herkes için geçerli… Ben yapabileceğimi yaptıktan sonra sonuç beni gerçekten ilgilendirir mi? Benim yolum belli..."

Erdemler üzerine kurulu bir hayat yaşamayı amaç edinmiş birisinin şikayet etmeye hakkı var mıydı?

Pek tabii olarak hakkımdı şikayet; erdemlerimden birisi nede olsa adaletti…
Peki ya kime şikayet edecektim?

Doğru kişiyi bulmam çok önemliydi. Biraz daha derine inmeyi denedim, en sonunda gözlerini üzerimde buldum, korktum... Öyle çok uzakta değildi, belki bir kişi veya varlık da değildi; kendisi geçmişte, gelecekte ve şimdide gizliydi.

Evet, O varoluşun ta kendisiydi! Başlangıç ve sondu, tüm bu olan bitene tek şahitti…
Biliyordum, beni her zaman avutan da o değil miydi?

Başım sıkıştığında çözüm olan ve her yanlışımda da beni cezalandıran...

Kararımı verdim, bundan sonra sadece Zaman'a yakınacaktım dertlerimi...

14 Haziran 2018 Perşembe

Huzur

Bugün her zamankinden daha stresliyim, mutsuzum pencerenin yanında yatmama rağmen karanlıktayım. Çoktan kapattım siyah perdelerimi...

Işıktan aydın olmaktan kendim kaçtım, sorumluluk almak istemedim. Soruyorum kendime: "Neden isteyeyim ki böylesi daha kolay değil mi?", gerçi öteki türlüsü de yoruyor beni...

Savunma mekanizmam beni tetikliyor, demek akıl sağlığım için bugün de dışarı çıkmak zorundayım. Arabaya bindim, arka koltuktayım, kendi makam koltuğumda...

Açtım penceremi, dinliyorum müziği, gökyüzünü izliyorum. Rüzgar yüzüme esiyor hiç olmadığım kadar huzurluyum.

Peki ya şimdi neden bu kadar mutluyum ?

Neden mi? Bugüne kadar hep seyirci idik sevdik izlemeyi, harekete geçmeyi değil var olanı sevdik. Bir zamanlar biz de vardık, şimdi sadece var olmaya çabamız. Bu uğraş bizi de etrafımızdakileri de yordu.

Soruyorum size dayatılanı izlemek mi yoksa dayatılanı yaşamak mı; cevabınız iki türlüydü de ister istemez yaşıyoruz ikisini de. Her birimiz kendi gözümüzden yaşıyoruz. Her gün sürprizlerle karşı karşıyayız belki iyi belki kötü bu sürpriz;
İyi yada kötü olması gerçekten önemli mi?
Bizi var eden tecrübelerimiz demedik mi, iyi yada kötü farkeder miydi?

İyi bugüne kadar neler kattı bize zayıflatmadı mı bizi ?
Peki ya kötüye ne demeli, zayıflatırken güçlendirmedi mi bizi?
Daha sağlam atmadık mı adımlarımızı ilerlerken?

Şimdi soruyorum size: Güçlü olmak mı zayıf olmak mı ?
Ne fark ederdi ki, ikisi de götürdü bizden benliğimizi... İzlemeyi seviyoruz çünkü daha kolay böylesi.

Tabii ki oynamak mecburiyetimiz idi, bize seçim şansı tanınmamıştı ama bir çıkış yolu bulduk...
Ne mi yaptık? Önce oynadık sonra oynattık çünkü seviyoruz izlemeyi.

İnsan en çok neyi izlemeyi sever dersiniz? Kendi dahil başkalarına da izletebildiğini.

Soruyorsunuz, Tanrı neden mi yarattı insanı? Her şeyden iyi biliyordu çünkü izlemekteki huzuru.

Yalnızlık

Kendi karanlığıma bir türlü ulaşamadım, vardığım en karada bile aydınlık var iken, gözlerimi açtığımda var olan ışığın beni kör etmeyeceğinin garantisini kimden alabilirdim?

Yine her zamanki yerimdeydim. Karanlıkta olmama rağmen ışıl ışıl görüyordum, göz kapaklarımın örtünmesi görmeme engel olmuyordu.

Uzlete çekilmiş bir şekilde oturduğumu sanmıştım, duyduğum ritmik sesin beni benimle yalnız bırakmadığının farkına varmam çok uzun sürmemişti. Hani odanızdaki çarklı saat sizi rahatsız eder de uyumanıza engel olur ya onun misali durmak bilmeyen kalbim bana maniydi.

Kalbimin dinlenme anında bir ömür boyu sıkışıp kalsam mutlak sessizliğe gerçekten ulaşabilecek miydim?
Ne cesaretim ne de takatim harekete geçmem için yetersizdi. Düşüncelerimle çatışırken derin bir uykuya daldım...

Etrafıma bakıyorum, ben neredeyim?
Evet evet, her zaman olmak istediğim yerdeyim! Beyaz odamda... Dört duvar arasında olup olmadığını bile anlayamadığım, köşeleri olsa bile bilemeyeceğim duvar ışığın kendisi olduğundan, hiçbir şekilde yüzeyine gölge düşürmeyen o kör edesi odadayım.

Sadece varım belki bir noktayım belki de bir küreyim, odayla beraber sonsuza dek büyüyorum belki de küçülüyorum. Bilemiyorum...

Bir ses duyuyorum, hayır hayır hissediyorum, herhangi bir duyu organımla değil, kendimle hissediyorum. Mutlak bendeyim ve artık biliyorum. "Ben buradayım."Bir başkasının varlığına muhtaç olmadan da kendimi bilebiliyorum.

Peki ya kimim ben niye buradayım, neden  hiç bulunmadığım kadar aydınlıktayım?
Sonunda idrak ettim: "Benim karanlığım gözümün önündeki aydınlık. Ne siyah var nede beyaz sadece bir ben varım.".

Gözlerimi açtım uyandım, artık farkındayım. Artık ben yokum etrafımdakiler var. Bir bedene oturtulmuşum, sınırlandırılmışım, belirli kurallara bağlıyım, zincirlenmişim, özgür değilim...

Bütün bu farkındalıktan sonra ne için özgürlüğü aradığımı anladım. Kendime sordum:

Sadece ben varken de mutlu muydum?
Cevabını alamadım çünkü bu dünyada sınırlıyım:
"Artık var oluşum, belli kurallara ve nedenlere muhtaç bedenim…"