3 Temmuz 2018 Salı

Kibir

Yatağımda yatıyorum, pencerem açık, hava nemli, çalışan vantilatör devrini her tamamlayışında esinti veriyor. Rüzgar yüzüme esiyor, nedense bir daha ki sefer epey uzun sürdü. Motor hala çalışıyor...

Yine derin düşüncelere daldım. Soruyorum kendi kendime:
Gerçekten de en mükemmel doğru sadece benim sahip olduğum mu?
Nedeni ne fikirleri yanlış bulmanın yada eksik bulmanın?
Acziyetimizi niçin fark edemedik düşünürken?
Neden sürekli saçma yada yalan dedik?
İhtimali yok muydu gerçekten mantığımıza ters düşenin gerçekliği?

Mantık bir test yöntemiydi kibrimiz için. Var olan doğruyu sorgulayabilmemiz için tek şansımızdı. Bunun sonucu olarak sorgulayamadığımız her şeyi reddetme kararı aldık, istemiyorduk varlığını kontrol edemediğimizi. Mutlak doğruyu canla başla aradık.

Bu süreçte içimizde bitmeyen bir merak ateşledi bizi.
İlerledik belki de ilerlediğimizi sandık gerçekten de ilerliyor muyduk yoksa bir daire etrafında dönüp duruyor muyduk?

Daire etrafında dönmek de hoş geldi şimdi bir bakınca...Aynı yerden iki kere geçmek kimine göre zaman kaybı olsa da, kimi ne göre de bir fırsattı geçmişi tahrif etmek için.

Bir şeylere adımızı yazdırma arzumuz giderek artıyordu, demek geçmişi değiştirmeye karar verdik şimdi de. Küstahlık ettik... Zamana yalvarmayı bırakıp, zaman'ın kendisi olmayı denedik... Bu amaç uğruna da bizim olmayanı dahi feda ettik.

Peki ya sonuç neydi?..
Meydan okuyan insan bu savaştan da galip çıkabilecek miydi sizce?

Savaş mı?
Bu kadar katı olmak gerçekten gerekli miydi?

Seçenekleri bire indirmek, kibrimizin tuzağıydı diğer alternatifleri unutturdu bize. Samimiyetimizi kaybedeli epey zaman geçmişti... Vazgeçmeyecektik, yaratılış gereği nankördük, barışı seçip dost olmayacaktık Zaman'la...

Hiç yorum yok: